3 Günde Paris

  • 8 Eylül 2016
  • 0
Misafir Yazar - Açelya ER

Herkese merhaba,

Öncelikle bu seyahati, yürümeyi, sıra beklemeyi , toplu taşımayı sevmeyen belki kısa sürede ne kadar çok yer görebilirim diyenler işine yarar umuduyla yazıyorum.

Uçuşumuzda çocuk dostu uçuş görevlileriyle seyahat ettiğimizi söyleyebilirim. İnişimiz oldukça zorlu ve hırpalayıcı olsa da sonunda indik. Geldik pasaport kontrol noktasına. Upuzun bir kuyrukta başladık sıra beklemeye ama sıra bildiğiniz yılan gibi. Sonra ne oldu biliyor musunuz, üniformalı bir kadın görevli bir melek gibi belirerek tüm çocuklu yolcuları bu kuyruktan çıkardı ve hepimizi VIP’den geçirdi! İyi ki dedim iyi ki çocukla geziyoruz :)

Bagajları teslim aldıktan sonra iyi ki ayarlamışım dediğim bizi otele götürecek transfer görevlisinin elinde isimlerimiz ile bizi karşıladı. Gerçekten ilk defa gittiğimiz bir ülkede nereye nerden gitsek stresi olmadan işimizi çok kolaylaştırdı. Valizlerimize yardım etti, otele kadar mini bir tur rehberliği yaptı ve sadece 50 Euro’ya! Trene binsek 3’ümüz 30 küsur Euro verecektik zaten bir de valizlerle inmesi binmesi aralarda yürümesi de cabası.

Oteli seçerken çok zorlanmıştım, ama herkese tavsiye ederim konumu tek kelime ile harikaydı. Yürüyerek 5 dakikada Şanzelizedeydik.  Önüne çıkınca sağ tarafa 200 mt yürüyünce Ternes İstasyonu ( sacre coure’e giden ) sol tarafa yürüyünce de Disneyland’a giden merkez metro istasyonu var. Sabah oldukça erken otelimizde olmuştuk koca bir gün bizi bekliyordu. Hiç vakit kaybetmeden valizleri otelin emanetine bırakıp vurduk kendimizi sokaklara...

1.Gün

Otelin hemen sol tarafı Arc De triomph yani Zafer Takı, oradan da aşağı dönünce zaten Şanzelizedeydik. Sokaklar sakin, kalabalık yok, turist yok denecek kadar az. ( patlamalardan sonra gitmiştik ve hafta içiydi ) Sağa sola bakarken Eyfel göründü gözümüze tüm ihtişamıyla, çok yakın haydi gidelim hemen dedik ama sokaklar daraldıkça binaların yüksekliğinden göremez olduk ve fena bir  yağmur da başlayınca attık kendimizi hemen bir kafeye, ismi “bistro de la tour eifell”. Oğlumun bayıldığı  soğan çorbası, klub sandviçleri ve bir sürü çeşit daha yiyecekleri ile çok hoşumuza giden bu kafenin bize en büyük sürprizi masamıza yerleşip kafamızı kaldırmamızla gördüğümüz Eyfel oldu. Meğer çok yakınına gelmişiz farkında olmadan. Karnımızı doyurup , yağmur da kesilince gittik Eyfel'e ve tabiki hayran kaldık. Paris’te peşimizi hiç bırakmayan yağmur tekrar bastırınca yoldan geçen bir bisikletli taksiyi durdurduk ve sıkı bir pazarlık yaparak operaya ya da La Fayette götür bizi kardeş dedik.

Önce Opera binasını gördük, dolanırken kendimizi Galeries La Fayette’in önünde bulduk. İnanılmaz güzel bir bina, görsel bir şölen gerçekten. Oğlan tavanlara bakarken bir hal oldu. Yahu bu Paris’te hiç turist yok mu derken bir baktık ki bütün turistler buraya koşmuş,  Chanel’e Dior’a saldırmış. Yürüyerek aldığım tavsiyelerle en güzel La Daure olduğunu öğrendiğim Rue Du Fuborg St Hanore’daki şubesine gittik. Şahane lezzetli tatlılar ve uyuyan bir çocuk olunca karı koca keyfimize diyecek yoktu doğrusu. Concorde Meydanına geldiğimizde yine çılgın bir yağmur başladı ve meşhur dönme dolaba binemeden yine bir bisiklet taksimize atlayıp otelimize yol aldık. Bu bisiklet taksilerde oğlumuzun ne kadar eğlendiğini anlatmamam.

Otele geldiğimizde akşamüstüne yaklaşmıştık artık, eşim yorulunca kaptım oğlumu koştum Ternes metro istasyonuna. Paris te metroların çoğunda asansör yok. Ya oğlumu indirdim bebek arabasını kucakladım, ya oğlum üstündeyken bir kibar Fransız hemen yapıştı tuttu ucundan. Sırası gelmişken söyleyeyim dünyanın en kibar ve yardımsever insanları olabilirler söylenenin aksine.

Sacre Cour’de inince hemen Finükülere koştuk. İlk defa bindiği bu araç Aslan’a çok değişik ve eğlenceli geldi. Girişinde bebek arabalı olduğumuz için görevli hem önden hem ayrı bir yerden geçirdi bizi. Bazilikanın manzarası da çok güzeldi. Burada yoğun turist kafileleri var.Türk grup oğlum ve benim tek başıma oraya gitmeme şok oldu nedense nasıl alışmışız milletçe çocuğun varsa gezemezsine..

Karnımız acıktı oğlumla Ressamlar Tepesinde krep yemeden dönmek olmazdı tabi. Dönüşümüze hava ey bereketli Tükler size yağmur yetmez alın size dolu dedi ve dolu eşliğinde indik aşağıya. Otelimize geldik azıcık da biz dinlendik bu arada oğlanın ateşi 39’a fırlamış kesin üşüttük yağmurlarda dedik verdik ateş düşürücüyü attık kendimizi Şanzelize’ye, George V isimli rest.’a girdik. Tavsiye ederim porsiyonlar kocaman, servis çok güleryüzlü.

Gelelim Paris’te ACİL servis maceramıza. Gece döndük otele çocuk kavruluyor, 40’ları geçti ateş. Doktoruyla konuştuk ilaç tavsiye etti eşim gitti buldu verdik yine düşmüyor. Resepsiyonun yönlendirmesiyle en iyi çocuk hastanesi dedikleri acile geldik. Aman yarabbi gözünü seveyim Türk sağlık sisteminin kimsecikler şikayet etmesin en kötü devlet hastanemizin acilini mumla ararsınız. 11:30’da girdik 03:30 ‘a kadar bekledik, ateş 40 a çıkıyor bekleyin daha acil durumlar var diyorlar, havale geçirmiş gelen var o bile bekletiliyor. Neyse en sonunda aldılar bizi güzelce muayene ettiler ve 40 derece ateşi var diye gelmenize gerek yok hastaneye şu anda bişey görünmüyor ateş düşürücü verin yeter diyip yolladılar !!! Meğer Kızıl hastalığına yakalanmış o apayrı bir konu. Bize ders oldu yanımıza bundan sonra sadece ateş düşürücü değil antibiyotik de alacağız.

2. Gün

Disneyland biletlerimizi kendi web sitesinden tek gün tek park olarak uygun fiyata almış ve çıktılarını yanımızda götürmüştük. Disneyland ‘a gitmek için bindik trenimize. Trende ya birkaç basamak aşağı iniyorsun yada yukarı çıkıyorsun bebek arabasıyla pek de kolay değil. Ama yol güzergahı çok keyifli şirin Fransız köyleri evlerini izleyerek vardık Disneyland’a .

Disneyland’da çok detaya giremeyeceğim ilk girerken büyüleniyorsun. Görüntüsünden ve  törenlerinden etkilenmeyecek çocuk yoktur herhalde ama onun haricinde açıkçası beklentilerimin altındaydı. Güzel oyun parkları tematik tüneller olsa da kuyruklarda gerçekten canımızdan bezdik.  Fastpass de saatli bir uygulama ve birinden sıra alınca başkasında alamıyorsun koştur koştur başka oyuncak sırasına giriyorsun vb. Yiyecek içecek imkanları çok çeşitli hepsi de güzel ve ucuz. Ama genel olarak Vialand’da daha çok eğlendi oğlum öyle söyleyeyim size.

3. Gün

Kahvaltıdan sonra metro ile Notre Dam Katedrali’ne gittik. Diğer tüm katedraller gibi o da çok etkileyici idi. Civarındaki sokaklarda kaybolduk, çok güzel kafelerde oturup keyif yaptık. Tavsiyeler üzerine St Germain bölgesinin yolunu tuttuk ve en çok gitmek istediğim pastane olan Amorina çıktı karşımıza. Mutlaka ama mutlaka gitmenizi kestaneli tatlısını ve dondurmalarını denemezi tavsiye ederim. St Germain İstanbul'un Cihangir'i gibi, daha bohem kafeler, sanat kokan dükkanlarla dolu..

Genel anlamda nehir  üstündeki her köprü çok etkileyici! Parisin her sokağı tarih kokuyor, çocuk Bazilika’dan Katedral'den ne anlar demeyin gerçekten büyüklükleri ve mimari güzellikleri karşısında çok etkilendiklerini göreceksiniz.

Paris’te herkes çok kibar çok yardımsever yeter ki her cümleye Bonjourla başlayın ve gülümseyin. Ama bu bahsettiğim durum sadece kaldığımız ve gezdiğimiz bölgelerde. Paris günleri son bulup Hollanda trenine binmek için Gar du Nord’un olduğu bölgeye gittik. Her yerde seyyar satıcılar, kebapçılar, yüzü gözü yaralı adamlar. Otel bakarken oralarda çok ucuz oteller vardı ve metroyla çok kısa sürede merkezdesiniz diyorlardı ama iyi ki oralarda kalmamışız. Hiç tekin yerler değildi uzak durun derim. Onun haricinde Gare Du Nord’dan her yere tren var, çok düzenli, çocuklu ailelere orada da öncelik var sıra bekletmiyorlar, görevliler çok yardımsever.

Her şeyin sonunda ne kadar yağmurlu olsa da ne kadar çocuğumuz ateşlenip hastanede sabahlasak da unutulmaz bir tecrübeydi. Paris zaten büyülü bir şehir ama öyle olmasa da  birlikte yeni yerler keşfetmek, yeni kültürler tanımak hiç bir şeyle kıyaslanamayacak kadar güzel.

Herkese çocuklarıyla mutlu gezmeler dilerim.

 

Biletlerimiz: Airfrance gidiş / KLM dönüş

Transferlerimiz: 

İstanbul’da Tavport.com



YORUMLAR

0 yorum var

Henüz hiç yorum yapılmamış.


Yorum ekle